Russell Crowe

  •   Doğum Yeri: Yeni Zelanda - Wellington
  •  Doğum Tarihi: 7 Nisan 1964
  •   1 Hayranı Var
Yeni Zelanda doğumlu, kariyerine Avustralya’da başlamış ve sonrasında Sharon Stone’un dikkatini çekerek Hollywood’a kapağı atmış, sert adam rollerinin aranılan ismi, kalplerin Gladyatörü Russel Ira Crowe, 7 Nisan 1964’te Wellington’da doğdu. Annesi ve babasının set işçisi olması sebebiyle sinemaya merak salması kaçınılmaz olan Crowe, 4 yaındayken ailesi ile beraber Sydney’e taşındı. Lise eğitimi için yeniden Yeni Zelandaya dönüp, 16 yaşnda oyuncu olmaya karar verdi.

1980 yılında kariyerine bir kaç single çıkararak müzik alanında başlayan Russel Crowe, bol ödüllü Les Miserables (Sefiller) müzikalinde müzik yeteneklerini yendien gözler önüne serecekti ve hayatnın bu müzik dolu döneminin meyvelerni yiyecekti ama  henüz bu günlere çok uzun zaman vardı.

Russel Crowe 21 yaşında yeniden Avustralya’ya dönüp oyunculuk eğitimi almaya başladı. 1987’de Rocky Horror Show’da kendisine küçük de olsa bir yer bulmayı başardı. TV Dizileri Neighbours ve Living With The Law’da yer aldıktan sonra yönetmen Faith Martin’in ilk filmi The Crossing’de kendisine bir rol kaptı. Aynı sene yani 1990’da Blood Oath filminin castında da vardı fakat film 1992’de çekilmeye başlandı. 92’de ilk ödülü olan En İyi Erkek Oyuncu dalında Australian Film Institute ödülü kazandıran Romper Stomper’da yer aldı ve ardından En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aynı ödülü getiren Proof geldi.
1995 yılında Sharon Stone’un dikkatini çekmesi sonucunda Hollywood’a Quick & The Dead ile resmen ithal edilen Russel Crowe, bu ilk Amerikan filminde Sam Raimi gibi önemli bir yönetmenle çalışma fırsatı bulmuş oldu. Film çılgın bir başarı kazanmamış olsa da kendisine Hllywood kapılarını açmış oldu ve zamanını Avustralya ve Amerika arasında bölmeye başladı. 1997’de kendisini en starlar arasına sokan L.A. Confidential geldi ve Sharon Stone’un da aralarında bulunduğu önemli oyuncularla aynı listeye yazdırmayı başardı. Bu filmin gişe başarısı sayesinde Hollywood’da daha çok iş yapmaya başladı ve1999 yılında başrolünde olduğu The Insider sayesinde Oscar ödülü adaylığı kazandı.

2000’de, o sene çok iyi rakiplerinin olmamasının da etkisiyle Oscar’ları silip süpüren Ridley Scott filmi Gladiator’deki, hüzünlü ama güçlü ve intikamının peşinde içsel de sayılabilecek epik bir yolculuğa çıkan General Maximus Decimus Meridius karakteri sayesinde En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandı. Zaten bir çok tartışmaya sebep olan bu rol sonrasında o sıralar beraber olduğu Meg Ryan ile beraberrol aldığı Proof Of Life’taki ortalama performansı yüzünden eleştirmenlerin diline düştü.

2002’de, şizofren bir matematik dahisini canlandırdığı A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) ise kariyerinin zirvesine çıkmasını ve En İyi Erkek Oyuncu dalında Altın Küre, BAFTA ve SAG almasını sağladı. Oscar’a da aday olmuş olmasına rağmen, Danzel Washington o sene kazandı.

2003’teMaster and Commander: The Far Side of the World filmi ile yine sert erkek rolüne büründü ve denizde geçen bu film ile bu kez yeniden bir En İyi Film Oscar adayında yer almış oldu.2005’te Ron Howard’la yeniden bir araya geldi ve Cindrella Man’de Danzel Washington ile beraber rol alıp gangster rolü çok beğenildi. Filmleri çok iyi gişe başarıları kazanmaya devam ediyordu. Sonra Ridley Scott’la A Good Year’ı çekti fakat performansı eleştirildi.

2010’da yeniden Ridley Scott’la şanslarını denediler ve Robin Hood filmi büyük gişe başarısı yakaladı. Asıl konfor alanından çıkmasına sebep olandevasa bütçeli Les Miserablés (Sefiller) 2012’de geldi. Hugh Jackman’ın karakteri Jan Valjean’ın peşinde koşan aşırı dindar Dedektif Javert karakteri ile kendisinden bir miktar nefret ettirdi ama müzik yeteneğini de gözler önüneserdi. Tek sorun, Hugh Jeackman ve Anne Heathaway gibi isimlerin mükemmel performansları karşısında filmden kopuk ve başarısız performansı sebebiyle göze batmasıydı.

Sürekli yüksek bütçeli ve gişeli filmlerde görmeye alıştığımız ve bu konudaki tutarlılığını neredeyse Hollywood kariyerinin ilk gününden beri koruyan Russel Crowe, hep çok iyi yönetmenlerle çalışmasına rağmen perormansını da aynı tutarlılıkla yukarıda tutmayı başaramadı. Christopher Nolan’ın Superman filmi Man of Steel ‘de Süperman’in biyolojik babası Jor-El’i canlandırdı ama unutulmaya mahkum bir performanstı. 2014’te yeniden gangster rolüne girip Winter’s Tale filminde karşımıza çıktı. Darren Aranofsky’nin kariyerinin muhtemelen en berbat fimi Noah’da (Nuh) tüm film onun omuzları üzerine yüklenmişti ama cast arasındaki enerji uyumsuzluğu ve bıkkın hali sebebile ilm büyük gişe başarısı yakaayan zaman kayıpları arasında yerini aldı. İlk yönetmenlik denemesini ise Çanakkale Savaşı zamanında geçen Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ın da rol aldığı The Water Diviner filmi ile yaptı ve yine başarı yakalayamadı.
 
  Russell Crowe Resimleri
  KATEGORİLER